İçeriğe geçmek için "Enter"a basın
Pexels-Katerina Holmes

İngilizce biliyor musun? Peki kullanıyor musun?

Mehmet Gökalp
Geçen yıl Şubat ayında kanuni süreç dolduğu için emekli oldum. Bir yıl geçti. Bu bir yıl da yılların yorgunluğunu ancak atabildim. Yıllardır çalışma alışkanlığından şimdilerde emeklilik batmaya başladı. Çalıştığım 30 yıllık süreçte İklimlendirme sektöründe olduğum için, yazları izin kullanmıyordum ama son 5 yıl yazları izin kullandım. Bu yoğun tempoda çalışmış birisi olarak alışamadım emekliliğe, iş arayışına başladım. Bu görüşmelerde edindiğim izlenimlerimi, firma yetkililerinin tavırlarını burada aktarmak istiyorum.
İş görüşmelerine gidiyorum. Güzel görüşmeler oluyor fakat emekli olduğum için görüştüğüm firma yetkililerinin; “Ucuz iş gücü. Bu adamı kapatırız!” düşüncesini görmek çok kötü. 53 yaşındayım. 30 yıl çalışmışım, emekli olmuşum. Devletin verdiği aylığı, sanki kendi veriyormuş gibi davranıyorlar. “Emeklisiniz, devlet şu kadar veriyor, biz de şu kadar verelim, daha önce aldığınız maaşın üstüne çıkıyor” diyen yüzsüzler var. Devlete ben, o firmadan daha fazla vergi vermişim, adam lütuf sunuyor. Firma olarak vereceğinizi verin, emekliliği karıştırmayın. Sanki 30 yıl benimle çalışmış, devlete vergi vermiş, benim eziyetlerimi çekmiş. Bu hakikaten teklif eden için aşağılık bir durum.
Görüşmelerde en çok karşıma çıkan, İngilizce yetersizliği. Özgeçmişimde çok açık şekilde; “İngilizce bilmiyorum” diye yazıyor ama görüşmeye çağrılıyorum. “İngilizce, bilmiyorum” derken, bu zamana kadar İngilizce sunumları, teknik manuelleri, eğitim dokümanlarını tercüme ettim. Yıllarca yaptım. Nasıl yaptım, bir şekilde yaptım. Fakat bu zamana kadar da Türkiye’de firma çalışanlarına, servislere, bayilere İngilizce eğitim verildiğini hiç görmedim. İngilizce eğitimler aldık ama hep tercümanlar vardı.
Ben de çok kez Türkçe eğitimler verdim. Uluslararası bir firmanın satış ve servis ekiplerine ayrı ayrı VRF Sistem Klimaları Eğitimi verdim. Karşımdaki grupların hepsi İngilizceyi çok iyi ve iyi derecede biliyorlar. Orta derecesi dahi yokmuş. Okumuş çocuklar. Hakkını yememek lazım. Saygı duydum. Ben, arkadaşlara İngilizce bilmediğimi, söyledim. Sunumun çevirisini yaptığımı, Türkçe anlatacağımı söyledim. Hepsinin önündeki bilgisayarda İngilizce orijinal sunumlar var. Eğitim 2 gün sürdü ve bitti. Seminer esnasında, aralarda ve sonrasında konuştuk genç arkadaşlarla. “İngilizceyi çok sık kullanıyor musunuz?” diye sordum. İşimiz teklif hazırla, teklifi sun, ara, sor. Bir müşterinin cihazın özelliğini sormuyor, hep fiyat, hep fiyat. Ne İngilizcesi?
Mühendis bir arkadaş anlatmıştı; “Uluslararası firma olduğumuz için, farklı bir ülkede sorunu çözmüş birisi var. Nasıl çözdüğünü sormak istiyoruz. O arkadaşa yazıyoruz. Fakat bu yazıları yöneticimiz görmeden gönderemiyoruz. Yönetici onaylıyor, sonra gönderiyoruz. Onay almadan gönderen arkadaşlar, işten atıldı. 5- 6 arkadaş bu nedenle şirketi mahkemeye verdi” dediler. Oysa eleman ararken “İngilizceyi çok iyi bilecek” diye ilanlar veriyorlar, sonra böyle bir durum.”
İngilizce benim içimde uhde ama takıntı değil. Bu zamana kadar binlerce kişiye teorik ve uygulamalı eğitim verdim. Hatta Ülkemizde de satışı yapılan, dünyanın en büyük üreticilerinden bir markanın, Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Bosna-Hersek, Makedonya, Gürcistan, Azerbaycan distribütörlerinin çalışanlarına, servislerine split ve VRF sistem klima eğitimleri verdim. Zorluk yaşamadım. Teknik İngilizce, teknik terimler ve işin uygulama tarafında da çok güzel eğitimler oldu. İngilizcem olsaydı, iyi olurdu ama olmadı. Ölelim mi?
İş ilanlarında abartılı şekilde; “Çok iyi derecede İngilizce ve ikinci dil, üçüncü dil bilenler aranıyor. Hakikaten bunları kullansalar sorun yok. Sabahları günaydın, öğlenleri afiyet olsun, akşamları ise iyi akşamlar en çok kullandığımız kelimeler. Türkçede aynı şeyler değil mi? Önümüze alıyoruz laptopu, akşama kadar gömülüyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. İngilizce bilende, bilmeyende gömülüyor bilgisayarın başına…
6-7 yıl önce Doğu Anadolu illerimizden birisinde sektörümüzden bir üretici firma Satış Sonrası Hizmetler Müdürü arıyor. Görüşüyoruz. İngilizce yine sorun. Firma yetkilisine soruyorum, “Kaç tane yabancı uyruklu  çalışıyor firmada. İhracat var mı? Yurtdışına çıkılacak mı?” Cevap; hayır! “Sadece Sodex Fuarı’na katılıyoruz, o zaman lazım olabilir. Yabancı yok, Allah’a şükür hepsi Türk, hepsi Müslüman”
Tahminim, ucuz iş gücü olsun diye fabrikanın kadrosunun 1/3 Suriyeli. Ucuz iş gücü, ucuz sömürü. Sonra Müslüman, din, iman. Sonrasında bu firmayla tanıdık arkadaş anlaştı. İngilizce de biliyordu. 3 yıl çalıştı. Hiç yurtdışına çıkmamış, Suriyeli vatandaşlardan başka bir yabancıyla muhatap olamamış.
Son yıllarda, direk görüşmelerde oruç tutuyor musun, namaz kılıyor musun, cumaya gidiyor musun diye sorular sıklaştı. Satış/ Servis Yöneticisi aranıyor. Oruç, namaz var mı? Yok denildiğinde, başka bahanelere bakılıyor. Görüşmenin klasik kelimeleri. Başka adaylarla da görüşeceğiz, Size olumlu veya olumsuz döneceğiz. 2007 yılında Aydın’ın bir ilçesinde derin dondurucu firmasıyla görüşmüştüm. Oruç tutuyor musun? Namaz kılıyor musun? Cuma namazlarına gidiyor musun? Mezhebin ne? Bu soruları firmanın sahipleri ve yöneticileri olduğu ortamda sorulmuştu. Ben de ayağa kalktım. Camdan dışarı baktım. Tam baktığım noktanın karşısında cami vardı. “Ben de karşıdaki camiye imam mı arıyorsunuz, lojmanını göremedim” dedim, sorulara soruyla yanıt vermiştim. Sonra teşekkür edip, görüşme salonundan çıkmıştım.
Bir şeyi kullanılacaksa yazın, kullanılmayacak ise yazmayın. Gerçekten egolarınızı tatmin etmeyin. İyi Türkçe bilen insanlarla çalışınız. Örneğin, Türk yazarların kitaplarını okuduğu bilgisini alınız, dünya klasiklerinden haberin var mı? Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Halikarnas Balıkçısı, Yaşar Kemal, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt, Mehmet Akif Ersoy, Teyfik Fikret, Namık Kemal, Orhan Veli Kanık, Ahmet Arif, Cemal Süreyya, Sabahattin Ali, Cahit Sıtkı Tarancı, Tarık Buğra, Attila İlhan ve özellikle baş yapıt Nutuk’u okumayanı işe almayınız.
İşletme, ekonomi, finans departmanına çalışan alır iken Das Kapital’i okudunuz mu? diye sorunuz. İşletme, finans, ekonomi mezunu ve özellikle sorumluluk isteyen bir iş ise Das Kapital’i okumayan birini işe almayınız. Hangi düşünceye sahip olursanız olun, Das Kapital’i okumayan birisi boştur. Hem de bom boştur. Veya Feodalizm, Kapitalizm, Sosyalizm, Komünizm kelimelerinin anlamını bilmeyen birini hiç almayın.
Teknik Departmanlara çalışan alır iken Newton’u, Pascal, Amper, Volt, Dinamik, Statik, Enerji çeşitlerini, Pisagor, Mantık, 4 işlem sorunuz. 29 rakamını 7’ya bölemeyen Mühendis, Tekniker, Teknisyen var. Harbiden var. Şirketinize gidin, kâğıt kalem verin. Kâğıt üzerinde 29/7 veya tam bölünmeyenli rakamlar verin. Yaptırın. İşlemi görün.
En, en, en önemlisi geliyor. Çalışanlarınızda öncelikle AHLAK arayınız. Ahlakı düzgün ise çözemeyeceğiniz işiniz olmaz. Oruçtan, namazdan, dinden, imandan önce AHLAK arayınız. Ahlakıyla ilgili bilgiler edinin. Ahlak olmayınca, prezantabl, yakışıklı, İngilizce, işi, bilse ne olur. Seni soyacaktır, aldatacaktır. Cuma namazlarında yanında saf tutuyor ise o adamı işten çıkarın. Tabi kendinizi de sorgulayınız. Ahlaklı mısınız?
32 yıllık tecrübelerimle sabittir. Ne aradığını bilmeyen firmalar çok. İnsan Kaynakları Departmanında çalışan değerli arkadaşlar, süslü lafları bırakın, firma gerçekten ne arıyor? Bir yerlerden kopya yapılarak şu şu özelliklerde çalışan aramayınız. Firmanızı iyi analiz edin, gerçekten ne arıyorsanız, onu bulun.
Yıl 2015. Oracle firmasının iş ilanındaki özellikleri, tercüme etmiş, Sakarya firmasındaki iş ilanında kullanıyor. O kadar süslemiş ki, ne arıyor bunlar diye kendi kendine soruyorsun. Orijinal ilanda Amerika’nın şu eyaletinin, şu bölgesinde yerleşik yazıyor. Sakarya’daki firmanın iş ilanında Sakarya Eyaleti ve Sakarya eyaletine yakın, çevre eyaletlerinde yerleşik olması gerekiyor diye yazıyordu. Sakarya’da otomotiv yedek parça üreten bir firma. Benimle ilgili olmamasına rağmen, düzeltme yapmak için Firmayı aradım. İK yetkilisine anlatıyorum, ilanda bir hata yok mu diye sordum. İK Yöneticisi ilanda yanlışlık yok dedi. Anlatamadım. Eyalet kelimesine bakın diyorum. Yanlışlık yok dedi ve telefonu kapattı. Sonra firma genel müdür yardımcısına ulaştım. O da problem yok dedi. Sonradan öğrendim, adamlar Pelsinvanya eyaletine bağlı çalışıyorlar. Onlar ülkeyi eyaletlere bölmüşler. Sonraki yıllarda kayyum atanmış. Şerefsizler ülkeyi bölmüşler yıllardır.
Lütfen firmanızı iyi tanıyın, ne iş yaptığını idrak edin. Ona göre iş ilanı özelliklerini oluşturun. Bir de haftalar, aylar, yıllar geçiyor aynı ilanlar hala duruyor. Sırf çalışanlarına mobing uygulamak için iş ilanı sürekli tutan firmalar var. Aylarca duruyor.
Ülkemi çok seviyorum. Ülkemi yönetenlere saygı duyarım ama sevmeyebilirim. Atatürk ilke ve devrimlerini özümsemişimdir, gerekirse eleştirimi de yapıyorum. Irk, dil, din, mezhep, milliyet, cinsiyet ayrımı yapmayan, doğa ve canlıları seven biriyim. Kendimce iyi bir dünya görüşüne sahibim. İş ile dünya görüşümü karıştırmam. Türkiye’de klima sektöründe tüm bayi ve servislere sorabilirsiniz. Hakkımda her şeyi derler ama hırsız ve namussuz dedirtmedim. Her şeyi açık ve net konuşurum. Direk yüzüne karşı söylerim. Anama da sövseler, yüzüme karşı söven insanı tercih ederim. Haftada bir gün mutlaka rakı içerim. İşimi aşkla ve ahlaklı yaparım. Dürüstlük ve iyi niyet olduğu her yerde çalışırım. Kendimde, çalışanda, patronda ahlak ararım.
Diyorlar ki; “bu şartlarda iş bulman zor.” İş arıyorum. Bulunur. Hala bu ülkede güzel insanlar var. Onların sayesinde ayakta bu ülke. Zaten bunlar yok ise insan değiliz ki? Çok insan var hala. Umut bitmez.

 

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir