İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Korkuyla Yönetmek mi, Güven Duygusuyla Yönetmek mi?

Levent Taşkın – Yönetim Danışmanı
İş dünyamızda ve yöneticilikte bulunduğu konumu bir güç olarak görerek ekibinden biat bekleyen ve saygı yerine korku duyulmasından hoşlanan bir tarzın yaygınlaşmasından şikayet ediyor olduk. Bu yazımda yöneticiliğin güven, saygı, bilgi, şeffaflık ve iletişim üzerine kurulu olmasının hem yöneticiye hem de şirketlere çok faydası olduğunun altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu tarz bir yönetim sürdürülebilir ve çalışan bağlılığını artıran bir unsurdur. Bağlı ve nitelikli personel aslında yönetici için bir tehdit değil; tam tersine büyük bir güçtür. Ekibiniz ne kadar iyi ve bağlıysa o kadar farklı işler yaratabilir ,zor anları ve kriz durumlarını fırsat olarak gören başarı hikayeleri ile donatabilirsiniz. Günümüzün en büyük sorununu; geleceğimize ve gençlerimize zarar veren hastalığımızı yok edemezsek, bu ülkede başarılı yöneticiler ve şirketler oluşmasını engelleyerek büyük hatalar yapmaya devam ediyor olacağız. Ben hatayı şu şekilde tanımlıyorum: “Sahip olunan yönetim gücünü kendi çıkarlarımız için kullanmayı benimsemek, biat kültürünü iş hayatına yerleştirmek ve bunu normal karşılamak.” Olması gereken, sahip olduğumuz mevki veya yönetsellik gücünü ülke veya şirket gelişimi için nitelikli kadrolarla çalışmak amaçlı kullanmaktır. Biz ne yapıyoruz?
Çoğunlukla bu gücü kendi hakimiyetlerimizi garantilemek için kullanıyoruz. Koltuktan güç alarak ve yanına bir de kibir ekleyerek hiçbir şeyi beğenmiyoruz, asla teşekkür etmiyoruz ve ekibimizdeki herkesten her şeyi daha iyi biliyoruz. Kendimizin onlardan daha iyi olduğunu kanıtlamaya çalışıyoruz. Ekibimize karşı güven yaratmak yerine, onlara güvenmeyerek her işi kendisi yapan bir iş modelini seçiyoruz. Bu yüzden iş delege etmeyi zayıflık ve hatta kendimize rakip yetiştirmek olarak görebiliyoruz. İşi öğretmek yerine her şeyi bildiğimizi düşünerek kendimiz  yapıyor ve kimseyi dinlemeyiz. Eleştiriye hiç gelemeyiz ama eleştirmeyi de çok severiz. Bunun sonucunda işte bu tarz yöneticiler alt kadroları veya önemli mevkileri biat edecek, daha yeteneksiz kişilerle doldurarak kendisine rakip çıkacağını düşündüğü kişileri eleme yolunu seçer. Bu yöntemle kendimizce koltuğu kaybetme riskini tamamen ortadan kaldırıyoruz. Böylece geleceği mutsuz, bezgin, niteliksiz ve korkuya alışmış bir kitleye teslim ederek kendimiz için sürdürülebilir hale getirmek istiyoruz. Bu koltuklar bu şekilde kullanıldığı ve sadece koltuk korumak için uğraşıldığı sürece ülkede, şirketlerde geri gidiyor; fark yaratamıyor ve nitelikli kişileri yurtdışında çalışma amaçlı kaybediyoruz.
En iyi yönetici, en iyilerle çalışan; onları eğitip, geliştirip, yönetebilendir. Bir ülkedeki veya şirketteki en önemli sermaye nitelikli insan gücüdür. İnsana önem veren bir organizasyon hep kazanır ve hep fark yaratır. İnsan olmanın özünde de iki konu çok önemlidir: Güven ve aidiyet. Dolayısıyla ekipleri korkuyla değil, onlara güven vererek, güven duydukları bir ortamda şirkete bağlı hale getirerek çalıştırabiliyorsak o zaman kazan- kazan sistemi kuruluyor. Bağlı ve güven duyan bir ekip hep başarılı, hep farklı olup şirkete bağlı müşteri kazandırarak çalışıyorlar. İşte karlılıkta burada başlıyor. Güven duygusu gerek özel yaşamımızda gerekse iş yaşamımızdaki temel ihtiyaçlarımızdan birisidir. Hiçbirimiz güven duymadığımız birisini dostumuz olarak tanımlayamayız. İş hayatımızda da güven duymadığımız bir ortamda veya işyerinde çalışmak istemeyiz veya oraya sadık olamayız. Güven orta ve uzun vadeli bir kazanç yaratır. Geleceğe ve insana yatırım yapmanın ve sürdürülebilir başarılı bir yönetici olmanın tek yolu önce insanların güvenini kazanmaktır. Yöneticiliği de keyifli hale getiren etkenlerden en önemlisi insanlardır. Her farklı birey, her farklı profil, her farklı bakış açısı bir öğrenme, gelişme fırsatı verir. Farklı renkler ve zenginlikler barındıran bir ekiple beraber, birbirine inanarak, zorlu bir mücadele vermek heyecan verici. İnsanlara dokunmak, onların önündeki engelleri kaldırmak, onları heyecanlandırabilmek, başarı geldiğinde kutlamak, duvara toslanıldığında yerden kaldırabilmek hem güzel, hem de öğreticidir. Bir yönetici hem üst yönetime, hem de ekibine karşı güven kazandığında bu güven müşterilere de yansır; başarı ve bağlılık oluşur. Dürüstlük, şeffaflık, sade ve olumlu bir iletişim dili, hatalardan ders alıp özür dileyebilme, sözünde durma, ekibinin arkasında durma, hatayı üstlenip başarıyı ekibe mal etme, saygılı olma, rol model olma, çalışanların fikrinin alınması , işlerin delege edilmesi ,teşekkür etmeyi ve takdir etmeyi bilme gibi birçok tutum ve davranış, hızla güven kazandıran ve yöneticinin fark yaratmasını sağlayan unsurlardır. Güven yaratma da en önemli özelliklerden biri de dinlemeyi bilmektir. Korkuyla yöneten hep konuşur ama hiç dinlemez. Konuştuğunuz zaman sadece bildiğiniz kadarını anlatırsınız. Hep konuşursanız bildiğiniz de hep aynı kalır. Dinlemeyi bilen insan hep yeni bir şey öğrenir. Dinlemeyi bilen karşı tarafı önemser ve onun beklentisini yakalar. Ona göre çözüm üretir, Güvenini kazanır.
Korkuyla yönetmek kendinizden emin olmadığınızın ve o koltuğu kaybetme korkusuyla her gün işe geldiğinizin bir göstergesidir. İnsan yerine düşman ve kin kazandırır size.
Güven ile yönetmek huzur, başarı, sadık personel, sadık müşteri ve sistem kazandırır. En önemlisi sizi sürdürülebilir, karlı ve rekabetçi bir şirket yapısı haline getirir.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir