İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Müzik, Fizik ve Mühendislik

Mimar Cengiz Bektaş’la Mavi Yolculuk’a çıkarken geziye katılan herkes, üzerine bir ödev alırdı. Kimisi mitolojiyi, kimi geçtiğimiz yerlerin tarihini, kimisi bir başka konuyu alır ve gezi sırasında anlatır, güzel sohbetler edilirdi. Bana, “bize müziği anlat” dediler. Fakat “Bize öyle anlat ki biz bir konsere gittiğimizde yarısında alkışlamayalım.” dediler. Klasik müzik tabanlı bir anlatı beklediler ama müziğin fiziğini anlatmayı tercih ettim. Yolculuğa çıktık, anlatma sırası bana geldi.
Mühendisçe Müzik
“Siz bana farklı bir şey söylemiştiniz ama ben müziğin ne olduğunu anlatmak istiyorum. Biraz da mühendisçe olacak belki.” dedim. Başladım anlatmaya; “Evren atomlardan oluşuyor. Bize anlatılan atom modeli, yarım metre çaplı bir küre çekirdek ise, birbirinden 40 km uzaklıktaki yörüngelerde dönen elektronlardan oluşuyor. Elektronların sadece elektrik yükü var. ne ağırlığı var, ne de hacmi var. Sinüzoidal bir hareket. Çekirdeğe geldiğimizde içinde proton var, nötron var. Aslında onlar da sadece titreşimlerden oluşan parçalıklar diyor kuantum. Yani boşluklarla dolu bir evrenle karşılaşıyoruz. Kuantumla ilgili kitapları okumaya başladığımda neyin enerji neyin madde olduğunu karıştırmaya başladım. Benim evrende gördüğüm bir tek şey var; o da titreşim. Ben size müziğin nesini anlatayım ki? Evrenin kendisi sonsuz bir senfoni gibi duruyor karşımda. Öyle bir armoni var, öyle bir uyum var ki… Öyleyse müzik dil olmadan da, duyguları aktarmanın bir yolu. Duyduğumuz ve gördüğümüz frekans aralığında evrenin farkında olabiliyoruz. Kim bilir duymadığımız, görmediğimiz neler var. Etrafımızdaki her şeye baktığınızda bir titreşim varsa, bu yüzden zaten müzik yaşamın temeli.”
En basitinden mevsimler bir ritim içinde, gece gündüz bir ritim, bir gün güneş doğmasa ritim aksar nasıl panik oluruz kim bilir? Adnan Saygun da müzikte ritimleri anlatırken bunu bir kitabında yazmış. Nefes alışımız, kalp atışımız da öyle, aslında metronomlarımız var. Müzik de bu ritim içinde devam eden bir şey. İlkel kavimlerden beri müziğin ritmi ve melodisi dini ayinlerde kullanılmış, bu ritimler dansların temeline geçmiş. Askeri güçlerin eğitiminde de müzik var; “Yaylalar, yaylalar…” diye tek tip hareket ederek bir ritim içerisindeler. Müziğin aslında insanları birbirine bağlayan etkisi de var.
Belki de mühendis olmak bunu gerektirdi, işin bu tarafından bakmak istedim. Daha sonra müziğin fiziği ile ilgili kitaplar elime geçti. Mezun olduktan sonra, ilk yıllarda müzikologların kitaplarını almıştım. Fizik ile müziğin ilgisini basit bir şekilde anlatılınca insan daha rahat anlıyor. Yoksa ilk etapta “ne ilgisi olabilir ki” diye düşünülüyor. Mesela, ilkel bir insan, bir bağırsağı bir kütüğün üzerine gerdi ve ilk telli müzik aletini yaptı diyelim. Ama tek ses var. Tek sesten sıkılıp ikinci bağırsağı taktığı zaman ikinci teli hangi notaya akort ederdi? Büyük bir ihtimal ilk sesin içinde duyduğu dominant sese akortlardı. Yani ilk tel do ise ikinci tel sol olurdu. Böyle devam edince üçüncü tel, dördüncü tel … beşliler çemberi hareketiyle diğer notaları da ortaya çıkaracaktı. Beşliler çemberi işin temelinde, batı müziğinde 12 ses var. Yani do, do#, re, re#, mi, fa, fa#, sol, sol#, la, la# si, do bu beşliler çemberi hareketiyle çıkıyor. Do’nun içinde sol var, sol’un içinde re, re’nin içinde la, la’nın içinde mi, mi’nin içinde si var, böyle böyle 12 ses prensibi, bu beşliler çemberi yoluyla ortaya çıkıyor. Salih Murat Uzdilek Türk Müziğinde İlim ve Musiki ismiyle bunu 1944 yılında yazmış. Uzdilek, Türk müziğinin matematiksel modellerini yaparak 24 ses olduğunu iddia etmiş ve Sadettin Arel, Suphi Ezgi de ve daha sonra konservatuarlarda bu şekilde kabul etmiştir. Yani Türk Müziği doğalı koruduğu için daha zengin melodilere sahiptir.
Beşliler çemberi müziğin temelini oluşturan şey ama bunlar doğal olarak oluşan şeyler. Ancak bu aralıklar eşit aralıklarla oluşmuyor. Mesela; Türk müziğinde herkes her makamı okuyamaz. Göçürülmüş makam olması lazım, Türk müziğinde her notadan başlayıp aynı şarkıyı söyleyemezsin. Bu perdelerin eşit olmamasından kaynaklanan bir olay. Bu perde aralıkları eşit olduğunda herkes her yerden o şarkıyı söyleyebilir. Bu Johan Sebastian Bach’ın bir müzikoloğun önerisiyle tampere aralıklı müziğe göre bestelerini yapmıştır. Müzik aletlerinin akort sistemi eşit aralıklı hale getirilmiştir. Böylece bir eserin herkes tarafından söylenebilmesi sağlanmıştır. Ben diyelim ki ses olarak sol’e kadar inebiliyorum, yukarıda da sol’e kadar çıkabiliyorum ama sen sol’e kadar değil de la’ya kadar inebiliyorsun diyelim, o zaman sen sol’e kadar inilmesi gereken bir şarkıyı söyleyemiyorsun. Halbuki eşit aralıklı sistemde şarkıyı bir ton transpoze edince sen de o şarkıyı söyleyebiliyorsun. Bu çalışmayla batı müziği çok büyük bir gelişme kaydetmiş ama yatay yönde değil, makamları eksilmiş. Düşey yönde, armoni olarak, çok sesli olarak genişlemeye başlamış, imkanları çok genişlemiş ama günümüzdeki gibi melodi seçenekleri çok daralmış, besteler birbirine benzemeye başlamış. Papaz Gregoryan iki sesli korolar yapmış, daha sonra üç sesliler, dört sesliler, şu anda kullanılan beş sesli armonilerle şarkılar renklendirilmiş.
TEK SESLİLİK, ÇOK SESLİLİK
Buradan armoni kısmına gelelim ve tek seslilik ile çok seslilikten bahsedelim. Aslında Türk Halk Müziği’nde bağlamanın tellerinin hepsine vurduğunuzda farklı sesler çıkıyor, bir armonisi var ama sınırlı. Ruhi Su gibi üstatlar Türk Halk Müziğine çok sesliliği getirmek için akor sistemlerini bağlamaya uyarlamaya başlamışlar. Aslında yataydaki genişleme oranında hala birçok yeni makam elde edilebilir, çok fazla seçenek var. Permütasyon, kombinasyon hesabı gibi bir şey bu. Çünkü batı müziğinden farklı olarak doğal aralıklı 24 ses var ve çok farkı melodiler üretme imkanı sağlıyor. Türk müziği biraz da sistematik gelişmediği için sistematik hale getirmeye çalışmışlar ama batı müziğindeki gibi kuramlarını koyan kişi çok fazla olmamış. Sadettin Arel, Suphi Ezgi, çok kabul görmese de Ekrem Karadeniz’i söyleyebiliriz ama esas mesele çok fazla isim kalabalığı olmuş. Mesela; Halk müziğinin temeli Hüseyni Makamı’dır, neredeyse tüm halk müziği parçalarının çoğu Hüseyni’dir. Kemal İlerici diyor ki; Türk müziğinde ana dizi Hüseyni Makamı’dır, bütün makamlar ondan türetilir. Kemal İlerici 1950’li yıllarda bunun kitabını yazmıştır. Türk müziğinin armonisi ve çok seslilikle ilgili bir kitap. İzmir Konservatuvarında bir grup İlerici’nin çalışmalarıyla ilgileniyor, ortaya 4lü aralıklı armoniler çıkıyor ve kulaklar biraz zor kabul ediyor. Şu anda konservatuvarların kabul ettiği şeyler Sadettin Arel’in çalışmaları. Fakat o da ana dizi Çargah’tır diyor çünkü Çargah batıdaki do majöre benzediği için. Fakat batı müziğinin temeli olan do majör’de bir sürü beste var. Mesela; Daha Dün Annemizin Kollarında Yaşarken bile do majör. Halbuki Çargah makamında bilinen çok az beste var. Türk müziğini batı müziğine benzeterek sistematik hale getirilmiş. Bu konu tartışmalı bir konu ama kolay anlaşılır bir sisteme ihtiyaç var. Türk müziği makamlarını kuruluşlarını kolay anlatacak formüller oluşturulması ve yeni nesillere kolayca aktarılması gerekiyor.
Müzikologlar işin mühendislik tarafında çalışarak bu işi bu noktaya getirebilmişler. Sadece müzikte değil her konuda mühendislik var, toplum mühendisliği var sonuçta. Mühendis olarak biz de topluma her konuda hizmet ediyoruz. Toplumun pis işlerini de biz yapıyoruz, tesisat, tuvalet vs. Ben olayı buradan başka bir mühendisliğe bağlayayım. Teknik olarak hangi gelişme yüksek katlı yapıları yaptırabilmiş diye sorulduğunda ben sifon cevabını veriyorum. Amerikalılar bu sorunun cevabına asansör icat edildikten sonra çok katlı yapılar yapılabildi diyorlar ama sifon bulunmamış olsaydı, tuvaletlerin içeri girmesi mümkün müydü? Sifon, çok basit bir mühendisliktir ama çok önemli gelişmelere sebep olmuştur. Aynen tekerlek gibi…
MÜZİĞİN MÜHENDİSLİĞİ
Tekrar müziğe dönersek, mühendislik nerede devreye giriyor? Bir beste yapıldıktan sonra onu kimin nasıl çalacağı konusuna geliniyor. Hedef aldığım kitle yine önemli, insana hizmet konusu söz konusu. O ortaya çıkan ürünü, düğünde mi paylaşacaksınız, bir okul şarkısı mı olacak, bir bebeğin ninnisi mi olacak? Hedef neyse ona göre düzenlemek gerekiyor. Farklı farklı orkestralarda hangi müzik aletinden kaç tane olacak vs. Bizim yaptığımız iş de yani mühendislik de bununla aynı, biz de aranjörlük yapıyoruz. O aletlerle insan için yine hedef için bir şeyler oluşturuyoruz. Zaten sanat da bu değil mi? Elindeki malzeme ile ne yapabildiğindir senin sanatkarlığın. 3 tane bağlama varsa, üç bağlamacıyla ne yapabilirim diye düşünürsün, senfoni orkestrası varsa, onunla ne yaparım diye düşünürsün. Mühendislik de böyle değil mi?
Müzik ve fizik, projelere, mühendisliğe ne katkı sağlar? Müziğin fizikle ne kadar ilişkili olduğunu anlattım. Aslında seslerin uyumu da insan ruhuyla ilintili şeyler yani yürümek isteyen veya durmak isteyen sesler şeklinde birkaç akor örneği verebilirim. Sonuçta müzikte de bir hareket duygusu var, müzikte ileriyi hedefliyorsunuz, gerisini ona göre planlıyorsunuz. Nota olarak bir hedef koyuyorsunuz, bu hedeflere doğru giderken kendinize yollar çiziyorsunuz yani oturup bir proje yapıyorsunuz. Bildiğim bir fizik kuralını söyleyeyim; sesi bırakırsanız düşer yani pesleşir. Eğer tizleştirmek istiyorsanız sesin enerjiye ihtiyacı vardır. Orada bir pompa ya da bir fan lazım. Müzikte de bu işi davul üstlenebilir. Eğer müzikte yumuşak bir gidiş yapmak istiyorsan doğa ile uyumlu olmalısın, sesini yer çekimine bırakmalısın. Ben de proje yaparken bazen enerjiye ihtiyaç duyarken bazen doğanın akışına bırakıyorum. Biz var olan şeylerden aranje yapıyoruz, ben gitarı imal etmiyorum ama ne çalacağını yazıyorum. Aynı şekilde pompayı, santralı da kendim yapmıyorum ama nerede nasıl kullanacağımı tasarlarken tesisata bir nevi aranje yapıyorum. Melodiyi bir ağaç figürü olarak düşünürsek, bu ağaç, orman içinde bir ağaç mı, çölün ortasında bir ağaç mı, yoksa suyun içinde bir ağaç mı? İşte bu arkadaki fon armoniyi oluşturur. Sistemi tasarlarken de bu kurallar geçerli.
TASARIM ARANJÖRLÜK GİBİ MÜZİKLE ÇOK YAKIN BAĞLAR KURABİLİYORUM
Bunun mühendislikten farklı olmadığını gördüm. Ben mühendis olarak ne yapabilirim? Ben malzeme tedarikçisi olabilir miyim? Bir yere gidip malzeme satabilir miyim? Yapamam diye düşündüm. Uygulama yapabilir miyim? Çizilmiş bir projeyi yerine tatbik etmek beni ne kadar mutlu eder? Şantiyede çalışabilir miyim? İşin bir de tasarım tarafı var ki bana en uygun seçenek olduğunu kabul ettim. Tasarım konusu bana aranjörlük yapıyormuşum gibi bir duygu uyandırdığı için müzikle çok yakın bağlar kurabiliyorum. Biliyorsunuz son dönemlerde Bütünleşik tasarım konusunu konuşuyoruz. Bütünleşik tasarım derken aslında orkestradan bahsediyoruz. Herkes kendi işinde uzman ama bir araya gelerek müzik oluşturmak zorundayız. Uyum içinde olmazsa, bir tarafı topal kalırsa ortaya müşterek bir eser çıkmaz. Bütünleşik tasarımda temel felsefe bu zaten. Bunun için de yatırımcının bu işe gönül vermiş olması, yapacağı, yaptırdığı ya da satın aldığı şeyi çok iyi bilmesi lazım. O işi yapacak tasarımcıları doğru seçimler yapması, danışmanlarını iyi seçmesi lazım çünkü onlar da oyunun bir parçası. Eğer sadece yatırım yapmak düşüncesiyle davranıyorsa, ona göre doğru yatırımı yaptıran birilerinin de olması lazım. Bunlar Almanların tasarım konusunda koymuş olduğu standartların ilk iki hazırlık kademesi gibi. Daha sonra tasarım işinde avam projeler başlıyor, bu projelerin henüz çiziminde mimar farklı seçenekleri çözümleriyle beraber sunmalı. Enerji tasarrufu nasıl artırılır? Ne gibi değişiklikler yapılabilir? Bu projede yatırımcının ve hedef kitlenin beklentileri nelerdir? O kadar çok konu var ki hepsi ayrı uzmanlık konuları. Bu soruların çözümlerinin daha proje başlangıcında ortaya konulması çok önemli.
ÇOKSESLİ MÜZİK BÜTÜNLEŞİK TASARIMA BENZİYOR
TRT Caz Orkestrası’nın şefi Kamil Özler, çok yakın arkadaşım. Orkestranın çalacağı parçaların aranjesini ekipte bulunan müzisyen arkadaşlara göre yapıyor. Ekibinin neler yapabileceğini iyi bildiğinden çok başarılı projelere imza atıyor. Şimdi biz de proje yapıyoruz, yaptığımız proje yerinde uygulanabilir mi, bu ekipler bu işi yapabilirler mi, işletebilirler mi diye düşünüyoruz. Ortaya çıkacak olan yapının iyi olması adına bunları düşünmek zorundayım. Zaten bütünleşik tasarım da bu değil mi? Bu da ekip halinde başarılır diye düşünüyorum. Tabi bu işin farklı aşamaları var, keşke devlet de imar planlarını bütünleşik tasarımı düşünen bir yapıda hazırlasa. İmarlara göre ortaya çıkanlar belli. Kentsel dönüşüm deniyor ama kentsel dönüşümün enerji tarafına hiç bakılmıyor. Danışmanlığını yaptığımız bir projede 9 farklı grup çalışıyordu, onları ortada buluşturacak bir payda lazım ama o ortak akıl yoktu. Her parselde ayrı bir kazan dairesi, ayrı bir yangın söndürme sistemi var. Üç farklı işletme olacağını öğrenince, sistemleri üç ana merkezde topladık. Bütün binaların tasarımcıları kendi ihtiyaçlarını bildirdi, merkezlerin olacağı parseldeki mekanik tasarımcı arkadaşımız da sistemi buna göre boyutlandırdı. Bunlar bu kadar zor işler değil. Müziğin sizin işinize katkılarından ziyade müziğin aynı zamanda bir dinlence, sizin ruhunuzu dinlendiren bir yönü de var. Bunun işinize sağladığı etkiler neler? Bu müzik yerine başka bir hobi de olabilir. Bence her insanın bir hobisi olmalı. Hayatın sadece mesleğimiz olmadığını düşünüyorum, bizi insan yapan başka faktörler de var. Bir kere ailemiz, çocuklarımız, sorumluluklarımız var. Dostlarımız var, onlarla paylaştığımız şeyler var. İşimizi de zevkli hale getirmek bizim elimizde. Her işte sevdiğimiz bir yön bulup o işe bir hobiymiş gibi davranabiliriz ama bunun yanında başka bir şey de olmalı. Hobi paylaşmayı da artırıyor. Aslında müzik de bir ekip işi. Hiç kimse olmasa bile bir dinleyeniniz olur.
Yani hepsinin dışında sosyal anlamda çok katkısı var. Müzikte paylaştıkça güzelleşen bir şey var, bölünüp gitmiyor, büyüyor. Bir de senin icra ettiğin bir iş ise bu, senin emeğin varsa, onun senin için önemi daha da artıyor. Katkım olan bir projeyi anlatırken daha heyecanlı oluyorum. Aşkta da olduğu gibi her şey emek verdikçe güzelleşiyor, emek verdikçe büyüyor…

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir