İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Öpücük-Ressamın Mimarlığa İlhamı

Son güncelleme tarihi Şubat 6, 2021

Dr. Murat Çakan
19. yüzyılın ortasında, İngiltere’de, sanat eleştirmeni ve estetikçi John Ruskin ve tekstil tasarımcısı William Morris’in önderliğini yaptığı Arts and Crafts hareketi hızla endüstriyelleşen Avrupa zanaatını çöküşten kurtarmak için kollarını sıvıyordu. Düşük kalitede ve standartta üretilen her türlü obje özellikle Avrupa evlerinde hızla yerini buluyor, nesnelerin biricikliğinden doğan değer hızla yitiyordu. Özellikle Ruskin bu çözülmenin tedavisi için Gotik köklere dönülmesi gerektiğini iddia ediyordu.
Morris ve Ruskin, her ikisi de kendi zaviyelerinden zanaatların önemsenmesi, doğaya ve doğal olana dönülmesi gerektiğini haykırıp durdular yıllarca. Etkili de oldular. Örneğin Belçika’da Victor Horta adlı bir sosyalist mimar Ruskin ve Morris’in fikirlerinden etkilenip “laissez faire, laissez passer” aymazlığı içindeki Batı Avrupa’ya yeni bir mimariyi müjdeledi 19. Yüzyılın sonuna doğru. Horta’nın açtığı çığır farklı ülkelerde farklı adlarla anılır oldu. Francophone dünya bu yeni akıma Art Nouveau (Yeni Sanat) ismini verdi. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Almanya ise Secession ya da Jugendstil. Horta ve onu takip eden mimarlar sayesinde demir, cam ve ahşapla buluştu, yapı malzemelerinin dekoratif hatları yılankavi dallara benzedi, bol kullanılan camla mekânların içine ışık giriverdi.
Art Nouveau II Abdülhamit’in mimarbaşı olan Raimondo d’Aranco vasıtasıyla Istanbul’a da erkenden geliverdi. Floral bezmeli çerçeveler, pencere alınlıkları, trabzanlar örneğin bugün Mısır Konsolosluğu olarak kullanılan Hidiv Köşkünde, Tünel’deki Botter Apartmanının cephesinde ve hatta Barbaros Bulvarı’ndaki Şeyh Zafir Türbesi’nde beliriverdi.
Resimden koptuk sanıyorsanız biraz bekleyin. Arts and Crafts’ın ve onu takip eden Art Nouveau’nun resimde de etkilerini göstermesi kaçınılmazdı. Hemen hemen aynı yıllarda; 1860’larda doğan Orta Avrupalı iki ressam Gustav Klimt ve Alphonse Mucha Art Nouveau ve Sembolizm alanında önemli eserler ortaya koydular.
İnceleyeceğimiz resim gereği şimdilik Çek ressam Mucha’yı bir kenara bırakalım ve 1862’de Avusturya’da doğan Gustav Klimt’e çevirelim gözlerimizi. Klimt’in eserlerinde ana tema kadındır ve eserleri samimi bir erotizm sergiler. Bu yüzden figüratif eserlerinde neredeyse pornografi görüldüğünü iddia eden sanat çevreleri tarafından sergilerden aforoz edilmiştir. Bugünden o güne baktığımızda sanata dair değer yargılarındaki baş döndürücü dönüşümü görmemek mümkün değil. Oysa Klimt ilham aldığı Japon Sanatı’nın doğayla barışıklığı çerçevesinde görmekteydi kadın formunu.
Ressamın 1907-1908 senelerinde yaptığı “Öpücük” isimli bu tablo onun “Altın Dönemi”nin belki de en önemli eseridir. Klimt 1903 yılında Ravenna’ya yaptığı gezide orada ziyaret ettiği bir Bizans stili kilisedeki mozaiklerden etkilenmiş, mozaik duvar panolarının üzerine düşen ışığın altın kaplamaların üzerinde oluşturduğu oynaşmayla büyülenmiş olmalıdır. Klimt’i altınla çalışmaya iten bir diğer olası neden de babasının bir altın hakkakı olmasıdır.
Bir kadının bir erkeğin kolları arasında görüldüğü resim daha ilk bakışta bizi büyüler. Gördüğümüz çok samimi bir aşk sahnesidir. Birbirine şefkatle, anlayışla, özlemle sarılmıştır çift. Kadın mutlak bir boyun eğiş sergiler. Gözleri mutlulukla kapalıdır. Sağ koluyla ona sarılan erkeğin boynuna asılırken, sol eliyle de onun elini okşamaktadır. Erkeğe gelince kadını bırakma niyeti hiç yoktur. Bütün postürü kadını sahiplenmeye dönüktür. İki eliyle kadının yüzünü öpücük için en uygun konuma getirmekle meşguldür.
Her iki figürün de üzerlerinde iki farklı giysi olsa da, elbiselerin renklerinin aynı olması sanki çıplakmışlar da üzerlerine sarı renkte bir örtü örtmüşler gibi algılamamıza neden olur sahneyi. Erkeğin üzerindeki giysinin üzerindeki formlar dikdörtgenken ve maskülenken, kadının giysisindeki formlar yuvarlak ve dişildir. Kadının giysisindeki floral öğeler üzerinde bulundukları çiçek tarlasının devamını getirir gibidir. Ama floral formlar erkeğin giysisinde bulunmaz. Kadın toprak anadır, Kibele’dir, toprağın devamıdır. Her şey bir yana, her iki giysi de birbirini eksiksiz tamamlar.
Çiftin altında uzanan çiçekle kaplı tarla sonsuz değildir. Dikkat edilirse kadının ayakları bu çiçek dolu platformla boşluğun tam da sınırında bulunur. Kadın neredeyse zorlukla sığdırmıştır kendini çiçekli toprak satha. Biraz kaysa ayağı ve erkek tutmasa boşluğa düşmesi işten bile değildir.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir