İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Fridamanya

Son güncelleme tarihi Şubat 23, 2021

Dr. Murat Çakan

Yaklaşık bir yıldır pandemiyle yaşıyoruz. Ama zaman makinesine binseydik ve pandemi öncesinde, diyelim New York Manhattan’da, 5. Cadde’de veya Kahire’de El Tahrir Meydanı’nda, ya da İstiklal Caddesi’nde düşünceli, tek başına yürüyen herhangi bir genç kadının omzuna astığı bez çantasına takılsaydı gözlerimiz, Frida Kahlo’nun bize bakan neredeyse ifadesiz imajını göreceğimize bahse girerdim. İstiklal Caddesi’nde yürüyen düşünceli kadında kalalım bir an; çünkü bir iki dakika sonra Tünel istikametinden gelen tramvay, kampanasıyla kadını rayların üzerinden çekilmesi için kibarca uyaracaktır. İşte tam da o anda bez çantadaki stoik imajın belli belirsiz ama mutlaka huzursuzlukla kıpırdadığını göreceğimize de bahse girerdim.

Şimdi zaman makinesinin makinistine rica edelim; bizi kısa bir süreliğine bu kez 1925 yılının Meksikasına götürsün. Dönemin en iyi eğitim veren kurumu olan Escuela Nacional Prepatoria‘da (Ulusal Hazırlık Okulu) okuyan 18 yaşındaki Frida Kahlo’yu okuldan eve dönmek için bindiği otobüste seyredelim bir süre. Zamanın pürüzsüzce aktığı bu güzel sonbahar gününün Mexico City’de bir otobüste oturan ve 6 yaşında geçirdiği çocuk felci nedeniyle sağ bacağı sol bacağından biraz kısa kalmış olan ressamımız için nelere gebe olduğunu belirleyecek olan otobüsün yolunu dikine kesen bir caddede ilerleyen bir tramvayın vatmanının dikkatsizliği olacaktır bir beş dakika sonra. Kazanın bilançosu ağırdır. Otobüsün tutunma direklerinden birisi Frida’nın kalçasından girer genital bölgesinden çıkar. Ama hayatta kalır Frida.
İki yıl çok sevdiği evi La Casa Azul’de (Mavi Ev) annesinin kendisi için yaptırdığı ve tavanında bir ayna bulunan yatağına mıhlanır. Almanya’dan göçmüş neşeli bir Yahudi olan babası Guillermo Kahlo fotoğraf çekerek geçindirmektedir ailesini. Annesi Matilde Caldéron y Gonzalez ise koyu katolik bir yerlidir. Yatağa mahkum olduğu bu acılı süre boyunca Frida’nın resimleri için tek konusu vardır: aynadan yansıyan vücudu. Bu iki sene zarfında ilerideki sanat hayatının belkemiğini oluşturacak olan o stoik, acıya dayanıklı bakışı yudum yudum içselleştirir Frida. Hayatı boyunca geçirdiği 32 ameliyat, yaptığı düşükler, sağlık sorunları nedeniyle aldırdığı çocuklar, 1954’teki ölümünden bir yıl önce kangren dolayısıyla kesilen bacağı bu kahramanca bakışı değiştirmez.
Yaşadıklarına rağmen Frida her zaman tutkularıyla tutundu hayata. Döneminin en önemli ressamlarından Diego Rivera’yla evliliği de tutkulu bir aşk hikayesi anlatır. Fiziksel olarak birbirlerine yakıştırılmayan bir çifttir Frida ile Rivera. Frida bir kumruya benzetilirken Rivera bir filden az daha hallicedir. Frida çelik korserler içine hapsetmişken kedisini, patolojik çapkın Rivera bir kadından diğerine koşar. Bir süre sonra aynı oyuna Frida da katılır. Üstelik aşıklarını erkekler olduğu kadar kadınlar arasından da seçer. Ama her zaman birbirlerini affederler. Bir kez boşanırlarsa da, bir seneye kalmadan yeniden evlenirler. Komünist ideoloji çerçevesinde birleşen bir hayatları vardır. Resimle, içkiyle, kalabalık sofralarla, yoldaşlıkla süslenen ve beslenen bir hayat.
Frida ile Rivera’yı birleştiren komünist ideoloji evlerine çok önemli bir politik figürün misafir olmasına da sebep olur 1937’de. 1929-1933 yılları arasında Büyükada’da sürgün edilen Leon Troçki’dir bu figür. 1933’te Türkiye’den ayrılması istenen Troçki önce İtalya’da, sonra Fransa’da, en sonunda da Norveç’te şansını dener. Ama ne Stalin, ne de Sovyetlerle bozuşmak istemeyen hükümetler rahat bırakmaktadırlar Troçki’yi. Sonunda Meksika’dan izin çıkar ve politikacı karısı Natalia’yla birlikte Frida ve Rivera çiftinin evine yerleşir. Ama Troçki’nin Frida’yla ilişki kurduğunu anlayan Natalia kısa süre sonra evden ayrılmalarını ister Troçki’den. Troçki 1940 yılında gizli Sovyet ajanı olan yardımcısı tarafından bir buz baltası ile öldürülene kadar Meksika’da ikamet eder.
Hayatının önemli bir bölümünde yatağa ve bin türlü korseye mahkum olan Frida’nın tabloları genellikle küçük boyuttadır. Oysa Frida’nın Rivera’dan ayrıldığı yıl olan 1939’da tamamladığı İki Frida (Las Dos Fridas) adlı resmi 1,73 x 1,73 m ebadıyla neredeyse gerçek boyutta figürler içerir. Sanat tarihçilerine göre bu alışılmadık ebadın nedeni 1938’de André Breton’un yardımıyla New York’ta başarılı bir sergi açan Frida’ya yapılan finansal tavsiyelerdir. Rivera’dan ayrılmış olan Frida parasal güçlükler çekmektedir.
Resimde Frida ikonografisinin değişmez unsuru olan iki otoportre bulunur. Soldaki Frida Viktorya tarzında bir elbise giymektedir ve sağdaki “ikizi”ne oranla daha açık renkli bir cilde sahiptir. Her iki Frida da sakat, aksak ve çırpı bacaklarını geniş, uzun eteklerle saklamaktadırlar. Sağdaki Frida daha esmerdir ve bir yerli elbisesi giymiştir. Frida’nın yerli giysilerine tutkusu Rivera’yla evliliklerinin başlangıcına kadar gider. Rivera 1910’daki Meksika İhtilali’nden sonra alevlenen ve ulusal ruhun uyanışını körükleyen bir sanat anlayışının sözcüsüdür. Bu açıdan bakıldığında Rivera’nın karısından yerli karakterler taşıyan giysiler seçmesini rica ettiğini düşünmemiz mümkün. Sağdaki Frida bir elinde içinde Rivera’nın çocukluk imgesinin bulunduğu bir muska tutarken diğer eliyle de soldaki Frida’nın elini alttan desteklemektedir. Üstelik sağdaki Frida’nın açıkta duran kalbi gayet sağlıklıdır ve soldaki Frida’nın kırık, yarım kalbine kan pompalamaktadır. Sağdaki Frida’nın Rivera’nın gözdesi olduğundan şüphe edilemez. Ne garip bir tutkudur bu; “Başıma iki kötü şey geldi hayatımda, biri tramvay kazası, diğeri ise Diego” diyecektir bir keresinde Frida. Soldaki Frida, sağdaki Frida’nın kalbinden pompalanan kanın boşa akmaması için arteri bir ameliyat makasıyla boğmaktaysa da kanın beyaz etekliğine damlamasına mani olamaz. Kan kaybı ya da yalnızlık kaçınılmazdır. Resmin arka planı kabaca çizilmiş El Greco üslubundaki bulutlarla süslüdür. Koyu renkteki gökyüzü resmin dramatik atmosferini destekler.
Yaşadığı yıllarda Diego Rivera’nın karısı olarak tanınan Frida Kahlo’nun tekrar ünlenmesi için 1954’teki ölümünün ardından yaklaşık 20 sene beklemek gerekti. Bu arada Dünya feminizm akımıyla tanıştı. Ortaya çıkan şey tam anlamıyla bir Fridamanya’dır ve o yüzden ister Manhattan’da, ister Kahire’de isterse İstiklal Caddesi’nde tek başına yürüyen genç kadınların bez çantaları onun portresini taşır. André Breton’un tanımlamasıyla Frida bir bombanın etrafına sarılmış kurdeladır. Yalnız genç kadınların hülyasına kendini kaptırmak üzere olan genç erkeklere uyarımdır: kurdela gözünüzü boyamasın; altında bir bomba bulunduğunu ve bombayı patlatmamanın yegâne kuralının dişi veya erkek her insanın eşit olduğuna iman etmek olduğunu sürekli hatırlayın!

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir