İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İç Mimarlık Serüveni

Son güncelleme tarihi Şubat 6, 2021

Azra Aybüke Kunduracı
İç Mimarlık Nedir, Ne Değildir?
İç mimarlık, günümüzde görece daha çok bilinen ve ilgiyle takip edilen bir alan olsa da hala pek çok insan tarafından anlaşılamayan veya yanlış anlaşılan bir meslek dalı. Stajıma başladığım gün bana şantiyeyi tanıtmak için eşlik eden personel, tamamlanmak üzere olan projeyi anlatıyor, ben de hem dinliyor hem de not alıyordum. Bir taraftan projeyi geziyor bir taraftan da çalışanlarla tanıştırılıyordum. O sırada orada karşılaştığımız birisine, iç mimar ve stajyer olduğumu belirttikten sonra; “İşte iç mimarlar da mermer enine mi boyuna mı döşenecek ona karar veriyordur herhalde.” dedi. Diğeri de bu fikre katıldı.
Şaşkınlığımdan hemen kurtularak, aslında daha detaylı ve teknik bir eğitim aldığımızdan bahsettim. Evet, biz mermerin eninin ve boyunun kararını da veriyoruz ama yaptığımız iş bu değil. İç mimar; kullanılan mermerin yönünden, (projesine göre) tesisatın yerine kadar bir mekânın pek çok parametresine karar veren kişidir. Küçük bir mutfak tasarımını yaparken bile hem kullanılacak mobilyanın malzemesini, rengini seçen hem de elektrik, su ve havalandırma tesisatlarını gözeten yani bunların bilgisine de sahip olması gereken kişidir. Bazen sadece bir mutfak tasarlayan bazen de okul gibi hastane gibi çok daha büyük mekânlar tasarlayan kişidir. Kısaca iç mimar, insana hizmet eden mekânların estetik kaygı içerisinde insan için daha işlevsel hale gelmesini sağlayan kişidir.
Bence iç mimarlığı önemli kılan insana hizmet ediyor olması, insan odaklı olması. Biz projelerimizi yaparken kendimizi orayı kullanacak kişinin yerine koyup, onun gibi düşünerek, onun gibi hissederek yapıyoruz. Okulda teknik bilgilerle beraber bunu da öğrendik. Bu da iç mimarlığın bir parçası yani. Örneğin biz bir kreş tasarlıyorsak 5 yaşında bir çocuk olup çevreye onun olduğu yerden bakıyoruz, onun gibi görmeye çalışıyoruz ki o mekân ona en iyi şekilde hizmet etsin. Bu nedenle ben özellikle genel kullanıcıya hitap eden okul, hastane, restoran gibi mekânlarda sadece mimar veya mühendisle değil mutlaka bir iç mimarla da çalışılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü adı üzerinde iç mimarlar iç mekân tasarımında eğitim alıyorlar ve haliyle onun iş birliğiyle yapılan bir projeden de çok daha sağlıklı sonuçlar elde ediliyor.
İç Mimar Oluyoruz…
İç mimarlık eğitimi, öğrencilerin 12 yıl boyunca aldığı eğitimden çok farklı. Lise bitene kadar hep okuyarak, yazarak, ezberleyerek, test çözerek çalışan öğrenciler olarak 1. sınıfta oldukça afallıyoruz. Sayılarla veya kelimelerle değil renklerle, çizgiler ve şekillerle çalışıyoruz. Kitaplarımızdan çok kartonlarımız, cetvellerimiz, makaslarımız var bizim. Bol bol çizim ve maket yapıyoruz. Tasarım yapıyoruz. Bu dünyaya yeni girmiş birisi olarak çalışmalarımızın doğruluğunu sorgularken tek bir doğru olmadığını öğreniyoruz. Biz bu farklı sisteme alışmaya çalışırken ve genelde bu süreçte zorlanırken çoğu insana göre yaptığımız iş karton kesmek yapıştırmaktan, çocuk işinden ibaret. Biz ders çalışıyoruz ama bilmeyen birine göre oynuyor görünüyoruz.
Her dönem, en çok krediye sahip olan bir proje dersimiz var. Bu ders kapsamında bize sadece dış duvarları ve taşıyıcı sistemi (kolon, kiriş gibi) belli olan bir mekân ve bir konu veriliyor. Ofis, konut, mağaza, restoran, otel, okul, klinik vs. gibi… Sonra bir hocanın sorumluluğunda ve sınıfın mevcuduna göre yaklaşık 10 kişilik gruplara ayrılıyoruz. Haftada 2 gün olan proje dersimize konumuz hakkında araştırma yaparak başlıyoruz. Birkaç ders sonra çizimler ve maketler yapmaya başlıyoruz ve grup hocamızın eleştiri ve yönlendirmeleriyle her derste projemizi biraz daha ilerletiyoruz. Dönem içerisinde bir veya iki kere kendi hocamız ve diğer grup hocalarından oluşan bir jüri önünde projemizi sunuyoruz. Her hocadan projemize dair eleştiriler alıyoruz. Dönem sonuna doğru teslim haftası dediğimiz bir hafta içerisinde projemizi son haline getirip çizimler, sunum paftaları ve bir maket ile beraber teslim ediyoruz.
Projemizin 2D çizimlerini Autocad, 3D görselleştirmeyi ise 3ds Max veya Archicad programları ile yapıyoruz. Proje dışında aldığımız diğer bütün dersler de proje için aslında. Öğrendiğimiz her şeyi projemizde uyguluyoruz. Ve en önemli kısım, eğer projeden kalırsak okulumuz bir dönem uzuyor.
Bu işleyiş okuldan okula fark gösterebilir. Mesela bazı okullarda maket istenmiyor olabilir. Bazı okullar tasarıma bazı okullar tekniğe ağırlık veriyor olabilir. Bizim okulumuzda (Karadeniz Teknik Üniversitesi) proje dersi işleyişi bu şekildeydi. Ve sanırım hem teknik üniversite olmasından hem de mimarlık fakültesi bünyesinde bulunmasından dolayı eğitimimizde teknik kısımlar da en az tasarım kadar önemliydi.
İç Mimar Olduk!
Sanıyorum her iç mimarlık öğrencisi mezun olduktan sonra kendi ofisini açmak ister. Veya İstanbul’a taşınıp bir firmada işe girip güzel de bir ev tutmayı planlıyordur. Ama eğer yeterince şanslı ve cesaretli değilseniz işler o şekilde ilerlemiyor. Bir süre iş arıyorsunuz, bulamıyorsunuz. Buluyorsunuz, beklentinizi karşılamıyor. Yani eğer mezun olduysanız, yara almanızı engelleyecek kalın bir zırh giydikten sonra bu yolda yürümeye başlayabilirsiniz.
Aslında iç mimarlık, teknik çizim ve 3d modelleme yapabildiğiniz sürece, bu konuda çok da seçici değilseniz çalışma alanı çok geniş olan bir meslek. Mimarlık ofislerinde, inşaat firmalarında, mobilyacılarda farklı görevlerde iş bulabilirsiniz. İç mimar olarak bir yapının iç mekân tasarımını tamamıyla üstlenebilirsiniz. Tek bir odanın tasarımını yapabilirsiniz. Sadece mobilya tasarlayabilirsiniz. Veya sadece bir kapı pencere firmasında detay da çizebilirsiniz.
Mezun olduktan sonra iş bulma süreciyle alakalı çok fazla senaryo vardır mutlaka. Bu senaryo aldığınız eğitime, kendinizi geliştirme düzeyinize, staj tecrübenize veya edindiğiniz çevreye bağlı olarak değişir. Max’i iyi kullanıyorsanız işsiz kalacağınızı düşünmüyorum ben. En kötü ihtimalle düşük maaşla çalışırsınız. Özel sektörde yüksek maaşla işe başlamak da pek mümkün değil zaten. Deneme süresi adı altında bir süre maaşsız da çalışabilirsiniz
Özel sektörde işveren değilsiniz hayat sizin için kolay olmayacaktır. Haftada 6 gün geç saatlere kadar çalışmanız gerekir. Hatta o da yetmeyebilir ve eve iş götürebilirsiniz. Yaptığınız çalışmayı kullanıcıdan önce patronunuza onaylatırsınız. İlk revizyonları o yapar sonra müşterinin isteğine göre tekrar revizyon yaparsınız. Sonra belki tekrar… Eğer tasarım yapmayı içeren bir göreviniz varsa da öyle gönlünüze göre tasarım yapamazsınız. Çünkü iç mimarlık biraz da zevk işidir ve herkesin zevki farklıdır. İç mimarlığın en zor yanlarından biri de bu sanırım: Kullanıcı beğenisini yakalamak, kullanıcıyı ikna etmek. İç mimar olarak kendinize ve tasarımınıza güvenmeniz aynı zamanda kelimeleri de iyi kullanmanız gerekir. Konuşma ve ikna becerinizin kuvvetli olması gerekir. Aksi takdirde ne patronunuz tarafından ne müşteriler ne de ustalar tarafından ciddiye alınmazsınız.
İç mimarlık (pek çok meslek gibi) sabır ve büyük çaba isteyen bir meslek. Kendi ofisinizi açmış olsanız bile size hemen büyük projeler gelmez. Belki bir süre proje bile gelmez. Ama sabretmeli ve kendinizi göstermekten, adınızı duyurmaktan çekinmemelisiniz. Eğer yaptığınız işi severek ve hakkını vererek yapıyorsanız er ya da geç emeğinizin karşılığını alacağınıza inanıyorum ben.

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir