İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Varlık Sorunsalı-İnsan-Su-Enerji ve İklimlendirme

Son güncelleme tarihi Mayıs 6, 2021

Varlık meselesinin sorgulanması felsefenin temellerini oluşturan yegâne konularından biri olmuştur. Bu konunda ilk çalışmayı yapan filozofların başında ise Thales ismi karşımıza çıkar. İlk çağ felsefe tarihi kanıtlarında bakıldığında Thales’in her şeyin oluşumunun temelinde “Su”yun olduğunu dile getirdiği bilinmektedir. Berkeley ise gerçekte varlığın zihin ve ruh olduğunu söyler yani gerçekte var olanın zihin olduğunu, geri kalan her şeyin bir algılamadan olduğunu ifade eder. Sarte’ye göre ise; varoluş öncelikle insanın var olmasından ortaya çıkmaktadır. Şeyler elbette vardır ama onlar varoluşa sahip değildir. Sante; “İnsan zihni ile ve bilinçli tutumuyla varlığı varoluşa taşır” der.

Felsefenin bize tuttuğu ışıktan hayata baktığımızda varlığı sorgulayan insanın bu sorgulamadan hiç vazgeçmediği, hatta varlığa değer katmak için mücadele ettiği yaşadıklarımızla da ispatlanıyor. Ancak “insan” denen varlık gerçekten değer mi katıyor yoksa varlığa zarar mı veriyor? bu iki temel soru bilime de, geleceğe de yön veriyor.

Bir pencereden bakıldığında “Su” Thales’in varsaydığı gibi varlığın temelidir gerçekten. Bakınız bugün okyanus ve denizlerden doğalgaz ve enerji fışkırıyor. Bırakalım tatlı/içme suyunu, tuzlu deniz suyunun bir damlasını bile bir başka ülkeye kaptırmamak için ülkeler savaşın eşiğine geliyor ve varlıklarını mavi vatanın varlığı ile özdeşleştiriyorlar. Su artık sadece yaşamın değil enerjinin de kaynağı olarak algılanıyor. Bir diğer yandan yaşam su ile sürüyor. Canlıların yaşam kaynağı, dolayısıyla gerçekten varlığın kaynağı su. İklimlendirme ve mekanik tesisat sektöründeki mühendisler, projeciler ve uygulamacılar ise varlığın sebebi sayılan suya şekil veriyor, yönlendiriyor, hatta ısı alışverişinde kullanıyor, temizliyor, filtreliyor, arıtıyor ve gökyüzünden gelen yağmuru da, atık suyu da tekrar kullanabilmek için büyük uğraşlar veriyor. İklimlendirmeciler olarak bizlerin neden varlık sürdürdüğümüzün bilinciyle yaşamın varlığı, varlığın devamı için büyük mücadele veriyor, hatta varlığın kaynağı olmak için çaba harcıyoruz.

Endüstri devriminin başlangıcı buhar makinasının icadıdır. James Watt adlı İskoç mucit madenlerden çıkan suyun dışarıya pompalanması için uygun bir yöntem ararken buhar makinasını buldu. Bu da endüstri devriminin kapılarını arayan en önemli icat olarak tarihe geçti. Arşimet, El-Cezeri ve Takiyüddin adlı bilim insanları da suyun yukarı taşınması için çok çeşitli düzenekler geliştirenler arasında elbette. Bugün Mimar Sinan’ın eserlerindeki en önemli mühendislik harikaları da yine varlık kaynağı olan suyu hiçbir cebri pompalama olmaksızın alt kotlardan yukarıya taşımada kullanılan muazzam tekniklerde görülebilmektedir. Görüldüğü gibi endüstrinin de, şaheserlerin de varlığında yine varlığın kaynağı su yatıyor.

Su varlığın köküdür elbet. Ancak bizlerin bu konudaki farkındalık yeterli düzeyde midir bunu da araştırmacılara bırakmak, sormak gerek. Farkındalığın olmamasının en önemli göstergelerinden biri doğadan aldığımızı tekrar doğaya en az aldığımız kalitede bırakmayı başaramamak, amaçlamamak olabilir. Kirlenen denizler, yok olan akarsular, türü tamamen bitme tehlikesi geçiren deniz canlıları, yok olan göller, nehirler bırakınız insan yaşamını, varlığa bir tehdit değil midir?

Tüm bu yaklaşımların ardından gelelim işin mekanik tesisat mühendisliği perspektifine…
Su sıhhi tesisat sistemlerinde kullanma suyu olarak tesisat mühendislerinin tasarımı ve değerli tesisat ustalarının el emekleriyle yaşam mahallerine ulaştırılıyor. Madem ki varlığın temeli su, o zaman en son noktadaki musluğa ulaşana kadar sıfır kayıp ve kaçakla ihtiyaç kadarının ulaştırılması bir mecburiyet. Ancak ne yazık ki daha binaya varmadan milyonlarca litre su borulardan kaçak olarak yok olup gidiyor. Diğer yandan, sifona her basışımızda yaklaşık 8 litre su atık olarak kanalizasyona gönderiliyor. Çim alanlar ve çok fazla suya ihtiyaç duyulan peyzaj kültürü maalesef varlık sebebi olan suyu hoyratça kullanmayı zorunlu kılıyor. Madem ki bahçe sulamada suyu kullanıyoruz, o zaman sulamada kullanılan bu suları, yağmur sularını ve tekrar kullanılabilecek “Gri Su” olarak adlandırılan kaynakları yeniden arıtarak rezervuarlarda, tekrar sulamada kullanmak çok anlamlı olmaz mı?

Su ısı alışverişinde de kullanılan en önemli soğutucu akışkanlardan biri. Farklı basınç ve sıcaklıklarda büyük miktarlarda enerjiyi bünyesinde toplayıp, hedeflenen yerlere enerjiyi nakletmek için kullanılan en önemli, en sık kullanılan araçlardan biridir Su. Bazı bilim insanlarına göre de varlığın temelinde enerji yatar. İşte o enerjiyi de taşımada yine su var. Ancak yine zar zor, büyük bedeller ödenerek soğutulan ya da ısıtılan su taşınırken kötü izolasyon, hatalı çaplandırma, hatalı tesisat işçilikleri nedeniyle kaynağına varmadan yollarda heba olup gidiyor. Kaybolan enerji bir yana, tesisatlardaki su kaçakları nedeniyle kaybolan su cabası.

Rakamlarla yazının ahengi bozulmasın ancak; ülkemizde DSİ-Devlet Su İşletmeleri verilerine göre Ülkemizde kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında 1652 m3, 2009 yılında 1 544 m3, 2020 yılında ise 1346 m3 olmuştur. Türkiye, kişi başına kullanılabilir su potansiyeline bakıldığında, su baskısı yaşayan ülkeler arasında yer almaktadır. Bu rakamlar bize sadece 2000 ile 2020 yılları arasında su kaynaklarımızın yaklaşık %25’inin yok olduğunu gösteriyor. Bu durum tüm dünyada benzer oranlarda maalesef.

Sözün özü; su bitince hayat, hayat bitince varlık ortadan kalkacak. Başta biz İklimlendirmeciler ve Tesisat Mühendisleri olmak üzere toplumlardaki her ferde varlığın sürdürülebilir olması için büyük görevler düşüyor. Farkındalığımızın artması temennisiyle;

İlk yorum yapan siz olun

    Bir cevap yazın

    E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir